Ehl-i İmâna gelen musibetler aslında birer musibet değildir, belki Cenâb-ı Hakk'ın bir hatırlatması ve şefkatli bir iltifatıdır. Hastalıklar da namaz, oruç ve diğer ibadetler gibi ibadete vesiledir ve ondan istifade etmemiz gerekir, Hastalık vasıtasıyla, Şafi ismine mazhar olma imkanı ve güzelliği ile Hastalıkların insanın yüzünü asıl hayat olan ebedi hayata çevirmesi lüzumunu, sağlığın ehemmiyetini hissettirmekle, Allah'ın bize verdiği nimetleri hatırlatıp şükrümüzü arttırmamız gerekir. Ayrıca ölümü hatırlamakla, bu dünyanın fani olduğunu ve ona aldanmamızın büyük bir helaket ve felaket olduğunu, Hastalıkların, insanlar arasındaki hürmet, merhamet ve sevgi tohumlarını yeşerttiğini, ayrıca eski dostluk ve muhabbetleri tazelediğini, hastalığı arttıran ve ikileştiren merakı kaldırmakla, hastalığı hafiflettiğini bilmemiz ve unutmamamız gerekir...
Allah niçin kullarını bir yaratmadı? Neden kimini kör, kimini topal olarak yarattı?
Kullanıcı: Sorularlaislamiyet.com
Değerli kardeşimiz;
1. Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Kimse Ona karışamaz ve Onun îcâdına müdâhale edemez. Senin vücudunun zerrelerini yaratan, tüm sistemini düzenleyip insanî kimlik bahşeden Allah (cc)'tır Sen bunları sana lûtfeden Allah'a daha evvel bir şey vermemişsin ki, Onun karşısında bir hak iddia edebilesin...
Eğer sen, sana verilenler karşılığında Allaha bir şey vermiş olsaydın, "Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!" gibi iddialarda bulunmaya; "Niye iki tane değil de bir ayak verdin?" diye itiraz etmeye belki hakkın olurdu. Halbuki sen Allaha (c.c) bir şey vermemişsin ki -hâşâ- O' na adaletsizlik iddiasında bulunasın. Haksızlık, ödenmeyen bir haktan gelir. Senin O' na karşı ne hakkın var ki yerine getirilmedi de sana karşı haksızlık edildi!..
Allahuteâlâ Hazretleri seni yokluktan çıkarıp var etmiş: hem de insan olarak... Dikkat etsen; senin altında birçok mahlûkat var ki, pekâlâ onlara bakıp ne kadar fazla nimetlere mazhar olduğunu düşünebilirsin.
2. Cenâb-ı Allah, bazen insanın ayağını alır; onun karşılığında ahirette pek çok şey verir. Ayağını almakla o kimseye aciz bir mahluk olduğunu, zayıflığını, ve ihtiyacının ne kadar fazla olduğunu hissettirir. Kalbini kendisine çevirtip, o insanın duygularını geliştirirse, çok az bir şey almakla, pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki görünüşte olmasa bile, hakikatte bu ona, Allahın lûtfunun ifâdesidir. Tıpkı şehit edip cenneti vermesi gibi... Bir insan, savaş esnasında şehit olur. Bu şehit olmakla haşirde kurulacak büyük mahkemede ve Allah'ın huzurunda, sıddıkların, sâlihlerin gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları "Keşke Allah bize de harp meydanında şehâdet nasip etseydi." derler. Bundan dolayı, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nispeten çok daha büyüktür.
Çok nâdir olarak, bazı kimseler, bu mevzûda küskünlük, kırgınlık, kötümserlik ve aşağılık duygusu ile sapsalar bile, pek çok kimselerde bu gibi eksiklikler, daha fazla, Allah'a yönelmeye vesile olmuştur. Bu itibarla zararlı böcekler gibi bir kısım kimselerin, bu meseledeki kayıplarının yayılmaya çalışılması yerinde bir davranış değildir. Bu konuda esas olan, ebedi hayata aday olan ruhlarında o âleme âit arzuları uyarmaktır. Bu ârızalı da, ârızasının itmesiyle Hakka yönelmesi; başkalarında da ondan ibret alarak kanatlanmaları şeklinde kendini gösteriyorsa, maksada uygun ve hikmetlidir.
"Her işte hikmeti vardır, Abes fiil işlemez Allah." (Erzurumlu İ. Hakkı Hazretleri)
Risale-i Nur Külliyatından
Hastalar Risalesi
Yirmi Beşinci Lem’a Özet Devalar
Ey biçare (çaresiz) hasta! Merak etme,
sabret. Senin hatalığın sana dert değil, belki bir nev’i (çeşit) dermandır
(ilaçtır). Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur.
Hastalık,
senin o sermeyeni büyük kârlarla meyvedar (meyveli, verimli) ediyor. Hem ömrün
çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor, ta meyveleri verdikten
sonra bırakıp gitsin.
--------------------------
Ey sabırsız hasta! Sabret ve şükret.
Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne (geçerli
ibadet haline) getirebilir.
----------------------------------
Evet,
hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekva (şikayet) etmemek şartıyla mü’min
için ibadet sayıldığına rivayat-ı sahiha (doğru rivayetler) vardır.
-----------------------------------------
Ey
tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için
gelmediğine, mütemadiyen (devamlı) gelenlerin gitmesi ve gençlerin
ihtiyarlaması ve mütemadiyen (devamlı) zeval (kaybolup gitme, ölüm) ve firakta
(ayrılık) yuvarlanması şahittir.
Demek
insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek
için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret
ile ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline
verilen sermaye de ömürdür.
---------------------------------

No comments:
Post a Comment